eskisehirspor.com Giriş Sayfası
Forum Forum > Diğer > Sohbet / Eğlence / Diğer Konular
  Aktif Konular Aktif Konular
  FAQ FAQ  Forum Arama   Takvim   Kayıt Kayıt  Giriş Giriş

Konu KapalıHalil YAZ" Sondan Okuyunuz"

 Cevapla Cevapla Sayfa  <1 5253545556 184>
Yazar
Mesaj
  Konu Ara Konu Ara  Konu seçenekleri Konu seçenekleri
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 26/Şub/2008 saat 22:40
Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´
Sevmek´ demiş...
Peki sonra? demişler...
´
Sevilmek´ demiş...
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
o da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir...
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 26/Şub/2008 saat 22:49

Bilgeye sormuşlar:
 

 

:


"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
"Terzimi severim," diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?"
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim
ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.
************
 Bir bilgeye sormuşlar:
- Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa?
- O kadar akıllı insan yoktur ki!..
************
Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar, "Deneyim"
demiş. O deneyimi nasıl kazandın, diye sormuşlar "Hatalarımla" demiş
 ************
 Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış: Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı
gönül yorgunluğudur. .
************
Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar ya.
"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik
yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan
olursun

************
Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´
Sevmek´ demiş...
Peki sonra? demişler...
´
Sevilmek´ demiş...
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
o da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir...
 
************
 Bilgeye Sormuşlar;
~ insan neden dilek diler?
~ insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için
dilemek gerek.
************
Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir. İşte o dağdaki çobandır demiş.
Neden diye sormuşlar. Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.

Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 28/Şub/2008 saat 12:31
Hani kahvede, kendini bilmez iki kişi böyle konuşsa "Oha, çüşş lan, ayıp!" derler.
Hadi kahveden vazgeçtik, doğru düzgün edepli bir meyhanede, adamın lafı daha ağzından çıkmadan boğazını sıkar, dışarı atarlar.
Vah Fransa vah, Cumhurbaşkanı'na "boynuzlu" deniyor, adam sesini çıkarmıyor, mankenden önceki karısı kendisini aldattığı için lafı hazmedip susuyor.
* * *
Cumhurbaşkanı Sarkozy, Tarım ve Hayvancılık Fuarı'na katılıyor, orada hayvanları görecek, bilgi alacak, ne bilsin hayvanlardan başkalarının "hayvanlık" yapacağını...
Fransa Cumhurbaşkanı fuara girer girmez, bazıları yuhalamaya başlıyor.
Adam sinirleniyor ama, sinirlendiğini belli etmeden birinin elini sıkmak istiyor, ne şeref değil mi? Biz de olsa bazıları o uzatılan eli üç defa öpüp başlarına koyarlar.
* * *
Nerdeee!
Fransızda terbiye mi kalmış, adam Cumhurbaşkanı'nın elini itiyor:
"Dokunma bana!"
Cumhurbaşkanı'nın da tepesi atıyor:
"Öyleyse s....r git buradan!"
Bu bizim çok kullandığımız küfrün Fransızcasını bilmiyoruz ama, Muammer Elveren'in yazdığına göre, Fransızca:
"Casse-toi alors pauvre con!" diye karşılık veriyor.
Bu çok ağır bir küfürmüş, "S....r git, zavallı geri zekalı!" demekmiş. "Vay bana böyle dedi!" diye gençler birbirlerini bıçaklayabiliyorlarmış, kısacası, hani bizde "Kavgada bile söylenmez" deniyor ya, o cinsten bir laf.
* * *
Fuarda her bölge, yetiştirdiği ürünleri, bazıları da bölgenin cins hayvanlarını getirmiş onlar da sergileniyormuş, Montbeillard bölgesi de çok tanınan inekleri getirmiş, Sarkozy ineklerden birini severken kadınlar bağırmış:
"Bizim oraya gel, bizim oraya! Bizim sığırların boynuzları yoktur!"
Ne var diyeceksiniz?
Biz de öyle dedik ama, meğer altında yatan laf başkaymış...
Sarkozy'nin bundan önceki karısı onu aldatmış ya, "Bizim sığırlar boynuzludur! " diyerek onun boynuzlarını ima ediyorlarmış...
Fransız milleti ince millettir!
* * *
Eeeee sonra, sonra ne olmuş?
Cumhurbaşkanı'na böyle demişler de, o da cevap vermiş de sonra ne olmuş?
Haberde öyle bir ayrıntı yok, yani "Goriller adamları yaka paça uçurmuşlar!" diye bir bilgi yok.
Oturup halimize şükredelim...
* * *
Ne Cumhurbaşkanımıza, ne Başbakanımıza kimse böyle bağırıp çağırmaz.
Hatırlayın, bir çiftçi, Başbakan'a bağırmıştı:
"Anamızı ağlattın!"
Başbakan da ağzının payını vermişti:
"Ananı da al git buradan!"
Aylarca hep bu konuşuldu...
Görün, el oğlu Cumhurbaşkanı'na nasıl bağırıyor, o da nasıl karşılık veriyor...
Allah bizi Fransız olmaktan korusun
 
Hasan Pulur
Yukarı
esesesin Liste gör
Deneyimli Yazar


esin varnalı
Yaş: 38
Katılım: 01/Ağu/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 789
Direct Link To This Post Tarih: 28/Şub/2008 saat 12:58
 
AFRİKA'DAN VE TÜRKİYE'DEN
Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.
….
Onlar geldiğinde elimizde özgürlük, laiklik, cumhuriyet vardı
Bize, kömür ve aşevinde yemek verdiler, pirinç, mercimek dağıttılar gözümüzü kapayarak tekrar oy atmamızı istediler,
Gözümüzü açtığımızda ise;
başımızda türban, yüzümüzde sakal, onların elinde ise para, iktidar vardı..
 
      Sakarya gazetesi sayın Engin Bayrı'nın köşesinden alıntıdır.Anlayana.....
    
renkelrimiz siyah kırmızı lakabımız kırmızı şimşeklerdir.sarı forma nerden çıktı arkadaş...
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 28/Şub/2008 saat 20:24

KISSADAN HİSSE…..

 


Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış
olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak
ister.

O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı
Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli ' helal değildir ' diye bu
kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya
anlatır Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul
etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana söyle der: Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir.
Öyle her leşe konmaz.

O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas
Veli'ye,Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de
Hacı Bektas Veli'ye sorar.

Hacı Bektas da söyle der: Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın
gönlü okyanus gibidir.

Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü
kirlenmez.

Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."

 

 

     Kıssadan hisse; bir olaya sadece benim baktığım gibi, çok dar bir açıdan bakacaksın ve benim inandığım kitabın yazdığı gibi anlam çıkaracaksın diye bir kural yoktur… İnsanı yüceltmenin tek bir yolu yoktur.... 
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 28/Şub/2008 saat 20:35
Yukarı
erdemesk Liste gör
Usta Yazar


erdem
Yaş: 37
Katılım: 07/Ağu/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1995
Direct Link To This Post Tarih: 28/Şub/2008 saat 23:56
Hayat 24 saat SİYAH-KIRMIZI
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 29/Şub/2008 saat 13:41
ACAYİP BİR DENKLEM
( İnsan ) = ( yemek ) + ( uyumak ) + ( para kazanmak için çalışmak ) + ( eğlenmek )
( Eşek ) = ( yemek ) + ( uyumak )
olduğuna göre ilk denklemde ( yemek + uyumak ) yerine ( eşek ) koyabiliriz. ..
( İnsan ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak ) + ( eğlenmek )
bu yeni denklemde her iki taraftan ( eğlenmek ) çıkartılırsa:
( İnsan ) - ( Eğlenmek ) = ( Eşek ) + ( para kazanmak için çalışmak )
Sonuç: Eğlenmesini bilmeyen insan, sadece para kazanmak için çalışan eşekten başka bir şey değildir.
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 29/Şub/2008 saat 14:20
 BEŞ ÖNEMLİ DERS*
> >
> > Birinci Ders:
> > Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
> > iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve     orada
> > çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi :
> > 'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir ?'
> > Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri silerken, hemen
> > her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan
> > olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp
> > kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test
> > sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
> > 'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
> > 'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden
> > farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar
> > bunlar.
> > Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'
> > Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da...
> > Dorothy idi.

> > İkinci Ders :

> > Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran
> > bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen,
> > bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen
> > her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir
> > zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden
> > değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım.
> > Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Muazzam
> > bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...
> > 'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur
> > sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
> > güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan
> > kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son
> > nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin
> > yardım eden herkesi kutsasın...
> > En İyi Dileklerimle,
> > Bayan Nat King Cole.'

> > Üçüncü Ders :

> > Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın..
    > > Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk
> > pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
> > 'Çikolatalı pasta kaç para ?'
> > '50 Cent.'
> > Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
> > 'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
> > '35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı
> > ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
> > geçirebilirdi ki...
> > Çocuk parasını bir daha saydı ve
> > 'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
> > Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..
> > Dördüncü Ders :



> > Yolumuzdaki Engeller...
> > Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
> > koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye
> > gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
> > görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın
> > etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle
> > eleştirdi.
> > Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
> > Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
> > Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye
> > başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
> > çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir
> > kesenin durduğunu gördü.
> > Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
> > 'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
> > Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
> > 'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'



> > Beşinci Ders :
> > Önemli Olan Vermektir..
> > Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
> > yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
> > hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
> > mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
> > oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir
> > an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi.
> > Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.
> > Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü
> > de giderek soluyordu...
> > Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
> > 'Hemen mi öleceğim ?'
> > Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki
> > bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.


> > Gönderenin Notu :

> > İçinizden gelmiyorsa, bu e-postayı 5-10 veya daha fazla kişiye
> > göndermeyin.
> > Hiç kimseye göndermezseniz de bir şey olmaz zaten. Eğer burada
> > anlatılanlar
> > sizi hiç bir şekilde etkilemediyse zaten içinizdeki bazı duyguları
> > kaybetmişsiniz demektir.
> > Saygılarımla...

Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 72
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 29/Şub/2008 saat 14:30
ÇUKUR PROBLEMi


Karadenizde köyün birinde bir çukur varmis ve pek çok kisi içine düsüp yaralaniyormus. Köyün ileri gelenlerinden 3 kisi toplanmis ve çözüm aramaya baslamislar.

Birincisi demis ki:

- "Çukurun yaninda bir ambulans beklesin ve düsenleri hemen hastaneye yetistirsin.

" ikincisi:

- "Çukurun yanina hastane kuralim düsenleri yetistirmesi vakit almaz" demis.

Sira Temel'e gelmis:

- "Kafaniz hiç çalismiyor" demis."Bunu kapatalim ve Gidelim hastanenin yaninda bir çukur açalim"

Yukarı
 Cevapla Cevapla Sayfa  <1 5253545556 184>


Forum Kısayol Forum İzinleri Liste gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu sayfa 0,250 saniyede hazırlanmıştır